6 Ocak 2016 Çarşamba

VÜCUDUMUZDA KONUŞUYOR


Bugün bir haberle karşılaştım, bir çöp toplayıcısına yapılan yılbaşı çekiminde onun doğum günü olduğunu söylemesi ve bu haberin sosyal medyaya düşmesi üzerine bir grup genç kendisini bulup pasta ve hediyeler götürmüşler. Bir de güzel resim çektirmişler, kağıt toplayıcısıyla. Son derece saygıdeğer bir insan kağıt toplayıcısı, söylediklerinden de bu anlaşılıyor, gençlerimizde takdir edilecek bir davranış örneği göstermişler. Çöpten pasta çıksa keşke demiştim, diyen bir insanın hayallerini gerçeğe dönüştürmek ne büyük mutluluk. Resim de kağıt toplayıcısının kim olduğu işaret edilmiyor. Fakat, yirmi yirmi beş kişinin içinden resme baktığınızda kim olduğunu anlayabiliyorsunuz. Üzerindeki giysilerin kirliliği ya da önüne konmuş pastadan da değil hani, omuzlarının çökmüş olmasından, hayretle kameraya bakan gözlerinden, kendini ezik ve mahcup hisseden halinden. Neden böyle diye uzun uzun düşündüm. Orada bu dostumuza güzel giysiler de giydirmiş olsalar ben kağıt toplayıcısının o olduğunu yine de anlardım.


Sosyal Medyanın ne denli güçlü ve hayatları değiştiren bir gerçeklik olduğunu başka bir yazıya bırakarak bu yazımda yaşadıklarımızın vücudumuzda nasıl izler bıraktığını sorgulamak isteği doğdu bende. Hayatın zorluklarıyla baş etmiş insanların neden omuzları düşüyor ya da herkesin düşüyor mu? Yoksa bu içsel bir kurban bilincine girme hali mi? Malum biz de Kurban olanlara acımak duygusu yoğun şekilde var. Buna kendimi de dahil ediyorum. Oysa o kişinin senden benden farkı ne? Hiç bir fark yok. Bunun için acıma duygusunun kendimizi büyük görmemiz ile bağlantılı olduğunu hatırlatan bir sevgili dostuma selam çakarak yaşadıklarımızın vücudumuzda bıraktığı izlere dönmek istiyorum.

Yaşadığımız her şey enerji alanımızda bir iz bırakıyor. Bu yaşadıklarımız bir de bizi kendimize acımaya götürüyorsa, yani hemen hepsini topraklayıp kendimizden uzaklaştıramıyorsak o zaman enerji bedenimizde bu olayların izleri bir nevi damgaları yer almayı sürdürüyor. Vücudumuz bu yaşadıklarımızı bir zaman sonra kendi duruşuna katıyor. Yani aslında ellerimiz, gözlerimiz, vücut yapımız da konuşuyor. Yaşadıklarımızı, öz güvensizliğimizi, bulunduğumuz ruh halini anlatacak hareketler ve duruşlar içinde oluyor. Bu yüzden birisine yüzün gülüyor ama gözlerin kan ağlıyor diyebiliyoruz. Bu yüzden kendine güveni olmayan insanların sesi daha kısık çıkabiliyor. Enerji alanımıza yapışmış bu olaylar bir zaman sonra vücudumuza geçerek bizi hasta, güvensiz, korkular içinde bir insan haline getirirken, kendi de yaşayan bir organizma olan vücudumuz bu izleri taşımaya başlıyor. Biz kendimize belki aynı görünüyoruz ama bize bakan birisi, biraz da farkındalığı yüksekse bunu görebiliyor. Hayat beni yordu, diyen ya da yorgun görünüyorsun dediğimiz insanlar işte tam da bunun örneği.  Geçmişle olan enerji bağlarımızı kestiğimizde, enerji alanımıza ve daha sonrasında fiziksel bedenimize işlemiş bu damgalardan özgürleşmeye başlıyoruz. Zaman diye bir şey gerçekte olmadığından yaşadığımız her olayda bıraktığımız enerjiler, orada devinmeye devam ediyor. Bu birçok öğretide enerjiyi geri toplamak adı altında çeşitli egzersizlerle, geçmiş olan bağları kesmek şeklinde bize aktarılıyor. Bedenimizin farkında olmak bu deneyimleri temizlemekte önemli bir yer tutuyor. Birçoğumuz bu farkındalığı yıllar önce yitirdik. Çocukken hepimiz bu bağlantıya sahiptik, bedenimizin ihtiyaçlarını ve bize söylemeye çalıştığı şeyleri anlayabiliyorduk. Bu bağın yeniden kurulması önem taşıyor.


Ama tüm öğretilerin, söylenen şeylerin dışında bizim bir tarafımız bunları bırakmayı istemiyor, bunlara tutuyor. Çünkü bizler yaşadığımız deneyimlerin bütünüyüz. Bunlarda bizden giderse, sanki hiç yaşamamış gibi olacağız. Bu deneyimler elbette bizim bütünümüz, niyetimizi bu deneyimlerin biz de kalması ama bizi üzen etkileyen, vücudumuzda hastalık, duruş bozukluğu olarak yansıyan yönlerinin bizden gitmesine niyet edebiliriz. Böylece tutunduğumuz acılardan hem ruhumuz, hem bedenimiz tamamen özgürleşir ve bizler yeni doğmuş bir bebek kadar hür hissedebiliriz. Sevgiyle Kalınız.

28 Aralık 2015 Pazartesi

YENİ YIL YENİ BİR GEÇİŞ


Bir yılı daha geride bırakıyoruz, acısıyla tatlısıyla, güzelliğiyle çirkinliğiyle geldi geçti 2015. Millenyum çağının on beşinci yılı. Millenyuma ilk giriş olan 2000 yılını hatırlıyorum. Bilgisayarlarda sorun çıkacağından tutun da dünyanın yeni bir sürece gireceğine kadar pek çok komplo teorisi dönüp durmuştu ortada. Metal renklerin ve robotların hakim olacağı bir çağ hayal etmiştik hepimiz. Sonra Maya Takviminde dünyanın sonu olarak belirtildiğine inanılan 2012 yılı beklendi durdu. Hatta dünyada yaşayacak yerlerden birisi olarak söz edilen Şirinceye insan yağdı. Her dünyanın sonu senaryosunda da aynı şeyler olmaya devam ediyor. 

Neden bu kadar sonlara meraklı bu insanlık diye düşünmeden edemiyorum. Oysa yeni başlangıçlarda yapılıyor, Her sondan bir yeni çıkıyor. Bu gözle değerlendirmek gerek hayatı. Ve her gidenin arkasından gelen ondan daha iyi oluyor. Buna inanarak ve bu akışa güvenerek endişesiz geçirmek gerek hayatı. Ama ölüm gibi bir bilinmezi hergün kendine unutturmaya çalışan insan oğlunun değişik ve felaket içeren sonları beyinlerinde kurgulayıp durmaları da mantıksız değil. Hayatın ölümle bitmeyeceğini oysa hepimiz biliyoruz. Her inanışta, hatta inanmayan ateislerde bile bir devam söz konusu. Bitki olarak, toprak olarak devam ediyoruz. Yani orada da yeni bir geçiş hali var. 

Bu yüzden hayata daha olumlu bakmayı öneriyorum. Dünyanın yeni bir şeylere başlaması için illahi bir yıkımın toplu bir katliamın olmasına da gerek yok. Zaten biz her gün yeni bir şeylere başlıyoruz. Bu geçiş hali bizim fıtratımızda var. Yeniyi sevgiyle kabullenmeyi ve sevgi halini tüm dünyaya yaymayı seçerek, yapacağımız her geçişi kolay ve yumuşak hale getirebiliriz. Kalbimizin üstüne birikmiş tüm tortuları, tüm kiri pası silecek şey oraya sevgi tıhumunu ekmekten geçiyor. Belki tohum hemen filiz vermeye bilir. Yılların alışkanlığı, paslanmış bir kalbi hemen en coşkun hale getirmeyebilir. Ama adım adım ve süreç içerisinde, bunu yapmaya ve bu olmaya niyet edersek, yapamamamız için hiçbir neden yok. Bir Hint Atasözü Der ki ; Eğer bir kişi yaptıysa, herkes yapabilir. Birçok kişinin dilinden düşürmediği Kıyamet (Ayağa Kalkmak) sarsıcı bir süreç olabilir ya da kolayca geçilebilir. Tamamen bizim elimizde. 

Bu nedenle biz hiçbir yıkıma, yok oluşa, hiç bir sonlanmaya gerek olmadan yumuşacıkça tıpkı 31 Aralığı 01 Ocağa bağlayan gün geçişi nasıl sukunet içerisinde sakince geçiyorsa Yeni Çağa da öyle sakince gireceğimize ve her şeyin insanlık için öncesinden harika olacağına inanıyorum. 

14 Aralık 2015 Pazartesi

SPATYOMDAKİ RUHLA DENEYİMİMİZ


Dün gönül birliği yaptığımız arkadaşlarımızla evimde bir araya geldik. Birbirimiz üzerinde çalışmalar yapıp haftanın yorgunluğunu da atacağımız ve şifalanacağımız harika bir gün geçirme niyetindeydik. Çalışmalar sırasında evimde yaşamakta olan diğer tarafa geçiş yapamamış bir ruhsal varlığın farkına vardık. Oldukça ilginç bir deneyimdi. Bu yüzden blogumu okuyanlarla bu deneyimi paylaşmak istiyorum. Yoğunlaştığımda gözlerim kapalıyken bir varlığın silüetini gördüm içsel olarak bunun ölmüş bir insana ait olduğunu hissettim. Enerji çalışması yapan arkadaşlarımızdan birinin elinde sanki birisi tırnaklarıyla çiziyormuş gibi bir iz belirmeye başladı. Gittikçe kızarıyordu ve canı yanıyordu. Sonrasında sanki boğazımı birisi ya da bir şey sıkıyormuş gibi bir his gelmeye başladı. Ve üzerinde çalıştığımız arkadaşımızın vücudunu paylaşmak istediğini hissettim. Sonrasında içimden yapma nefes alamıyorum demek geldi. Bir ruh varlığının olduğunu çalışma yapan arkadaşlarımızla onayladık. Bir arkadaşımız ruhla bağlanabilmek için konsantre oldu. Ve ruhun evimizde sıkışmış bir ruh olduğunu net olarak anladık. Yaklaşık 1895 yılından beri buradaydı. Ve ölmeden önce bir askerdi. Öldüğünün kesinlikle farkında değildi. Bir sandalyede oturuyordu ve başında bekleyen iki ya da üç kişi tarafından işkenceye uğruyordu. Sonrasında da boğuluyordu. Bunun onun ölüm sahnesi olduğunu anladık. Karanlık bir yerde olduğunu görüyor ve ölüm sahnesini tekrar tekrar yaşıyordu. Casusluk yaptım. Kötülük yaptım diyordu. Ve boğularak öldürülmüştü.Üzgündü, çaresizdi ve ne olduğunu kesinlikle anlayamıyordu. İletişim kurmaya çalışıyordu.  Bulunduğu ortamı gerçek şekliyle görmüyordu. Sürekli bizi görmüyordu, bizi gördüğü zaman konuşmaya çalışıyordu. Düşünce yapısını kısa süreli olarak değiştirdiği hallerde bizi görebiliyordu. Diğer tüm zamanlarda kendi gerçekliğindeydi. Sürekli olarak öldürüldüğü sahneyi görüyordu. Ve bu hissi yaşıyordu. Bir yerde sıkışıp kaldığının hiç bir şekilde farkında değildi. Bize zarar vermeye de çalışmıyordu. Gördüğü zamanlarda sadece iletişim kurmaya çalışıyordu. Bu bağlantı sırasında bütün bedenimde inanılmaz bir enerji yoğunlaşması vardı. Hani tüylerim diken diken oldu dediğimiz hali yaşıyordum sürekli. Bağlantıyı kuran arkadaşımız zaman zaman ağlama hissi içine giriyordu. Enerjiyi tutmak üzere çalışma yapan arkadaşımızın elindeki çizik hissi azalırken ona da ağlama hissi geliyordu. Gözlerimizi kapadığımızda ruhun gördüğü şeyleri görüyorduk. Sonrasında ruhla konuşmaya başladım. Bir rüya alemindeydi. Öldüğünün kesinlikle farkında değildi. Ve tüm yaşadıklarını gerçek sanıyordu. Adeta bir cehennem hayatı yaşıyordu diyebilirim. İlk anda konuşamıyordu, sesi bir sinmişlik içindeydi sanki çıkmıyordu. Boğazı sıkılıyormuş hissi hiç kaybolmuyordu. Sesimi dinlemesini istedim. Ona yılın 2015 olduğunu kendisinin öldüğünü net bir şekilde söyledim. Gördüklerinin hayal olduğunu, kendisinin bir ruh olduğunu ve artık öldüğünü tekrar ve tekrar söyledim. Ruh bizim kim olduğumuzu sordu. Yavaş yavaş uyanmaya ve gerçeği idrak etmeye başlamıştı. Bir çok kez ağlama ve mutsuzluk hissi içerisine girdi. Kendini suçluyordu. Ama ona bunun bir deneyim olduğunu ve artık bittiğini net bir şekilde anlattım. Bir suçunun olmadığını ve bunun bir deneyim olduğunu çekmesi gereken her şeyi çektiğini ve artık bunu sonlandırabileceğini anlattım. Yaklaşık on beş dakikalık bir konuşmanın ve enerji vermenin ardından ruh bir kapı görmeye başladı. Ve kapıda kendisini bekleyen insanlar gördü ve diğer tarafa geçişi yapabildi. Ruh geçiş yaptığında enerjideki rahatlamayı net bir şekilde hissettik. Arkadaşımızın elindeki çizgiler sanki hiç orada olmamış gibi kayboldu. Bu dünya ile diğer dünya arasında sıkışmış olan bir varlığın diğer tarafa geçişini sağladık. Varlık ancak diğer tarafa geçişi sırasında normal konuşmaya başlayabildi. Ondan önce sesi hep kısık ve zorlukla çıkıyordu. Diğer tarafa geçerken normal ses tonuna kavuşmuş olarak bize teşekkür etti. Bu deneyimde rastladığımız ruh spatyomda mıydı bilmiyorum. Ama spatyomdaki bir ruh gibi tamamen hayal alemindeydi ve kendisine işkence çektirecek sahneyi tekrar tekrar yaşıyordu. Birisi tarafından sonsuzca tekrarlanan bir boğulma hissi ve bunu hak ettiğini düşünüp büyük bir suçluluk duygusu içerisindeki bir ruh. Oldukça sarsıcı bir deneyimdi ve bizlere dünya hayatındaki vicdan muhasebesinin ne demek olduğunu ve cennette ya da cehennemde olmanın ne demek olduğunu net bir şekilde gösterdi. Hepimiz temiz bir vicdanla diğer tarafa geçmenin ne kadar önemli olduğunu unutmamalıyız diye düşünüyorum. Sevgiyle Kalınız.


10 Aralık 2015 Perşembe



Merhaba Yeni Çağın Fatihleri, sizi sonsuz bir sevgiyle selamlıyoruz. Dünyanın çevresindeki sayısız görevliyi görebiliyor musunuz? Olmakta olanı onurlandırmak ve büyük bir kutlama için buradalar. Hepimiz sizi selamlıyoruz. Coşkun birlikteliğimiz bu süreçte doruk noktasında. Zaman zaman zorlandığınız süreçlerden geçtiğinizi biliyoruz ve görüyoruz. Bu süreçleri en az hasarla atlatabilmeniz için mümkün olan tüm enerji potansiyelleri tarafından desteklendiniz. Yeşil enerjiyle şu anda dünya şifası üzerinde büyük bir çalışma yürütülüyor. Işık dalgaları büyük vecheler halinde dünyaya akıyor. Bizler tüm bu anın ve tüm bu kurtuluşun büyük coşkusunu sizinle paylaşıyoruz. Dünya hiç olmadığı kadar özgürlüğüne yakın bir anda duruyor. Sizler can dostlarımız, artık tüm potansiyllerinizi açığa çıkarmak için niyet etme zamanınız geldi. Biliyoruz bu üç boyut yaşamında, üç boyutunun kuralları bazılarınıza ağır ve yıpratıcı geliyor ancak sizler görevler için öne çıkarken hepinizin içinde yatan gücü görebiliyorduk ve sizlerde bu gücünüze inanıyordunuz. Şunu bilmenizi istiyoruz hiç bir dönemde yalnız değildiniz ve şu anda da sizin yanınızdayız. Sizi sonsuz bir sevgiyle seviyoruz. Artık yüreklerinizdeki ışığı yakmanızın zamanı geldi. Enerji bu ışık için sizi hiç olmadığı kadar destekliyor. Dünya ışıldıyor ve gözlerimizi kamaştıracak kadar çok ışık işçisi bu ışığı kendi bedeninden yansıtıyor. Sizlerin sayesinde, burada beden alarak bizi destekleyenlerin sayesinde dünya gezegeninde çok yol katedildi. Galaktik federasyon güçleri şimdi hiç olmadığı kadar aktif ve ışıldamakta. şimdi artık yüzünüzü döndüğünüz her yerdeyiz. Ve bu kutlamayı, bu başarıyı hep birlikte kazandık. Güçlü enerji akımlarına bedeninizi hazırlayın, ilerleyen süreçte enerji hızlanarak akmaya devam edecek. Ve sizin enerji tutma kapasitenizi genişletmeniz önem taşıyor. Her birinizin belli başlı çalışmaları yaparak enerji kapasitesini genişlettiğini biliyoruz. Bu doğru olandır. Disipline olmak bunca karmaşada zor olsa da desteklenmektedir. Şimdi tüm bu güzellikleri kutlama zamanı, yenilikleri kabul etme zamanı. Yeni bir yılı kucaklarken, ışığın hayatınızdaki gücünün artışını da kucaklamayı da unutmayınız. Sizi sevgi ve ışıkla selamlıyoruz.


Tanya Jaziri Kanalıyla.

Hayata Dair Bir İki Tespit


Bugünler, dünler yarınlar hep bir beklenti içerisinde geçirdiğimiz, hayatımızı anlamlı kılmaya mutlu olmaya çalıştığımız zamanlar. Hayat dediğimiz şey akıp gidiyor. Her birimiz daha dün çocuktuk, bugünse olgunluk çağlarımız geldi de çattı. Nereye gidiyoruz ve bunca uğraşının amacı ne? Çok küçük yaşlarda sorgulamaya başladığım bu hayatta neden yaşıyoruz sorusunu birçok olası cevabını bulmuş olsam da, hala tam anlamıyla gerçekliği bilemiyorum. Galiba ölene kadar da bilemeyeceğim. Bazen hayat ve çabaladığımız şeyler anlamsız geliyor elbette. Ama her birimiz sabah uyandığımızda o yataktan kalkmamıza sebep olacak bir bahane buluyoruz. Mutlu olmak için sebepler yarattığımız gibi. Her şey için bir sebep yaratıyoruz. Bir sonraki durağımıza ilerleyebilmek için. Sebepsiz başı boş olurduk. Her birimizin mutlu olmak için sebepleri başka başka. Ama bu sebepleri tetikleyen en önemli olgu hayata ve hayatta gördüğümüz şeylere verdiğimiz, yüklediğimiz anlamda şekilleniyor. Her gördüğümüz şekille ilgili beynimize bir anlam yüklemesi yapıyoruz. Bunun için derslerimde öğrencilerime hayatlarında hiç görmediği şeylerle rastlaşmaları ve beyinlerinin onları şekillendirirken ki ve o cisimlere anlam yüklerken ki anları deneyimletmeyi seviyorum. Bu anlar bizim çocukluk anlarımıza en yakın olduğumuz anlar çünkü. Çocukken de tıpkı bu anlarda olduğu gibi birçok şeyi öğrendik, bir çok şeye anlam yüklemeyi öğrendik. Hatta bir çok duyguyu bile öğrendik. İşte tam da bu noktada öğrendiğimiz her şeyi, anlamlandırdığımız her şeyi bir yana bırakmayı başarabilirsek maddenin gerçek halini görebileceğimizi düşünüyorum.

Bu dünyada yaşama amacımızın Tanrısal boyutunun ne olduğunu netlikle bilemesek de ben herkesin kendi yaşam amacını bulmasını destekliyorum. Bu yaşam amacı kendi tekamülüne uygun olursa tadından yenmez elbette ama kişiyi gerçekte mutlu eden şeyleri de yaşam amacına dahil etmesi anlamlı ve güzel bir süreci oluşturuyor. Yeteneklerimizi ve bizi mutlu eden ruhumuzu doyuran şeyleri keşfetmemiz çok önemli. Kişinin her alandaki gelişimi yeteneklerine sahip çıkıp onları kullanabilmesiyle doğru orantılı. Ancak buradaki en önemli unsur isteklerimizi belirleyenin kendimiz olduğumuzdan emin olmamız. Çünkü toplumdaki genel geçer kurallar, bizim de belli kalıp düşünceler edinip, belli değer yargılarını ön plana almamıza sebep oluyor. Gerçekten istediğinin ne olduğunu keşfetmek için, o taşıma katmanlardan tamamen temizlenme gereği baş gösteriyor. Ve hani o her yerde bahsedilen çekim yasası da sadece bu gerçek isteklere yoğunlaşıyor. Yani bir araba istiyorsanız bunu gerçekten neden istediğini net olarak anlamanız ve bunun gerçekten ihtiyacınız olan şey olup olmadığını sorgulamanız gerekiyor.

Zenginlik şahane görüntüler saçıyor. Özellikle New Age akımların, bolluk sizin hakkınız diye her yere yayılan söylemlerinden sonra özellikle Türk insanına atfedilen fakirlik bilincindeki değişimi netlikle gözlemliyorum. Herkes zengin olmak istiyor ve birçoğu bunu en kestirme yoldan yapmaya çalışıyor. İlerleyen yaşlarda, sıkı çalışmayla kazanılmış bir paranın, genç yaşta kazanılmış bir para kadar bizi mutlu etmeyeceği gerçeği de bu çabuk yoldan zengin olma isteğinin altında yatan gerekçe. İsteklerimiz sonu gelmez bir döngüye girmiş durumda. Herkes kendisinde olmayanı hedef edinmiş ve ona ulaşmaya çalışıyor. Ama bu ulaşmaya çalıştığımız şeylerin bizi gerçekte mutlu eden şeyler olmadığını ona eriştiğimizde anlayabiliyoruz. Çünkü; o şeyler gerçekten bizim isteklerimiz değil. Kafamızda konuşan kişilerin istekleri. Annemize, babamıza, komşumuza, arkadaşımıza ait sesler var kafamızda ve onlar konuşup duruyor. Bir çok sefer meditasyonu anlattığımda, en büyük yararlarından birisinin bu sesleri susturmak olduğunu söylediğimde insanlar şaşkın gözlerle bana bakmıştır. Ya hiç bunu bilmiyorduk, diyerek. Evet o sesleri susturduğumuzda kendi gerçek ama cılız kalmış sesimizi yani bizim gerçek isteğimizi duyabileceğiz. Bunun için meditasyonu öneriyorum. Bunun için mutlaka yapın, pek çok faydası var diyorum.
Keşfetme yolculuğumuzun daha başındayız. En azından kendim için bunu söyleyebilirim. Birçok yapılması gereken şey var ve buna karşın zaman hızla akıp gidiyor. Belki de tüm bu şeyler içinde sadece tek birşeye odaklanmalıyız. Gerçek mutluluğumuzun nerede olduğuna. Sevgiyle Kalın.

27 Şubat 2015 Cuma

Mart ayından itibaren her cumartesi yapılacak olan meditasyon derslerime beklerim.

26 Ocak 2015 Pazartesi


365 Günün Tao’su 
26 Ocak

KENDİNİ ADAMA

Sunaktaki imajlar
Ya da içimizde hayal ettiklerimiz
Onlara dua ederiz,
Yanıt verirler mi bize?
Bilgeler bize kendini adamanın ne kadar önemli olduğunu söylerler. Böylece sunakların önünde diz çöker, bağış sunar ve adağımızı yerine getiririz. Meditasyonlarımızda bize tanrıları içimizde görmemiz, güç ve bilgi kazanmak için onlardan yardım dilememiz öğretilir. Ustalar tanrıların olmadığını söyleyene değin büyük bir içtenlikle böyle yapmaya devam ederiz. O zaman da kafamız karışır.
Sunaktaki yontu sadece ağaç ve altın varaktan yapılmıştır, oysa bizim saygı duymak için duyduğumuz gereksinim gerçektir. İçimizdeki tanrı bizim zihnimizde canlandırdığımızdan başka bir şey olmayabilir, oysa bizim yoğunlaşmak için duyduğumuz gereksinim gerçektir. Cennete yüklenen özellikler ütopik varsayımlar olabilir, ne var ki bu mesellerin özü gerçektir. Öyleyse tanrılar insan zihninin olağanüstü yüzlerini ve birtakım ilke ve kural dizilerini yansıtır. Kendimizi tanrılara adadığımız zaman, daha derin yönlerle duygu ve düşünce alışverişine gireriz.
Sembolizme tapındığımız düşüncesi bizi rahatsız edebilir. Salt elle tutulur, maddesel ve bilimsel olanı kabul etmek üzere eğitiliriz. Salt sembolik olana kendimizi adamanın yararı konusunda kuşku duyarız, öte yandan bu tür ululamalar gerçek bir kişisel dönüşüme yol açtığında kafamız karışır. Ancak tapınma, duygu ve düşüncelerimizi kesinlikle etkiler. Bilgeler tanrıların olmadığını söylediklerinde her şeyi anlamanın anahtarının kendi içimizde olduğunu anlatmak isterler. Dışsal tapınma, yalnızca içimizdeki kurtuluşun gerçek kaynağını gösteren bir yoldur.